nikon 2012 ilk çeyrek güncellemesi

* nikon coolpix s6300

* nikon coolpix s9300

* nikon coolpix p310

* nikon coolpix p510

* nikon coolpix l25

* nikon coolpix l26

* nikon coolpix s2600

* nikon coolpix s3300

* nikon coolpix s4300

* nikon coolpix l810

* nikon coolpix s30

speedlight sb-910

sb-900‘ün yerini alarak speedlight serisinin en güçlü modeli olan sb-910, aralık ortasında amerika’da 549.95$ fiyatla satışa sunulacak. daha basit bir kontrol birimine sahip olan flaş, termal koruma sistemiyle daha çabuk kullanıma hazır hale geliyor.

  • gn.34
  • i-ttl
  • 17-200mm fx, 12-200mm dx
  • çok noktalı otomatik netlik sistemiyle uyumlu yardımcı netleme ışığı
  • 2.3sn tazeleme hızı, ni-mh pillerle
  • 78.5x145x113mm
  • 420g

strobistler için konuşacak yeni bir ürün daha.

d800?

nikon rumors, nikon d700’ün takipçisi olacak ve muhtemelen d800 adını taşıyacak makineye ait olduğunu iddia ettiği 2 adet fotoğraf yayınladı

fotoğrafların yanında makinenin 36mp olacağı, d700’e göre daha küçük ve hafif olacağı, gelişkin video kayıt seçenekleri barındıracağı haberde yeralan bazı detaylar.

bekleyip görmekten başka yapacak bir şey yok fakat dedikodusu yapılan gövde gerçekten yeni d700 olacaksa tasarımını hiç beğenmediğimi söyleyebilirim.

nikon mart 2012’yi bekliyor

tayland’da meydana gelen sel sonucu nikon‘un ayutthaya’da bulunan fabrikası 6 ekim’de üretime son vermişti. suların 2m yüksekliğe ulaştığı fabrikada can kaybı yaşanmazken üretimin durdurulması nedeniyle kesilen satışlardan oluşan yaklaşık zararın 65 milyar yen{1,470 milyar tl} olduğu tahmin ediliyor, operasyon maliyetinin ise 25 milyar yen olduğu söylenenler arasında yeralmakta.

nikon logolu dslr gövdelerin %90’ını, objektiflerin ise %60’ını üreten fabrikanın eski faaliyetlerine ancak mart 2012’de dönebilceği söyleniyor

normal şartlarda fabrikanın yılda 5 milyon gövde ve 5 milyon objektif ürettiği düşünüldüğünde pazarda nikon fiyatlarının bir süreliğine de olsa artış gösterebileceğini söylemek mümkün. diğer bir konu ise nikon‘un yeni üreteceği gövdeler için planlanan takvimin belirlenen tarihten sapacağı.

tüm bunlar bir yana nikon‘un van‘da meydana gelen deprem nedeniyle, depremzedeler için 3 milyon yen bağışlaması ise takdir edilesi.

65 milyon nikkor

nikon 65. milyonuncu nikkor objektifini ürettiğini açıkladı. ilk nikkor olan nikkor-s auto 5cm f/2 1959 yılında üretilmiş. 


nikkor‘un yıllara göre üretim rakamları:

  • temmuz 2007, 40 milyon 
  • eylül 2009, 50 milyon
  • eylül 2010, 55 milyon
  • nisan 2011, 60 milyon
  • ekim 2011, 65 milyon

senelerdir yazılı veya çevrimiçi ortamda fotoğraf, fotoğrafçılar, fotoğraf teknolojisi ve daha çok fotoğraf teknolojisi haberleri üzerine türkçe içerik yazar dururum, bir çok haberi de türkçe olarak ilk yazmışlığım mevcuttur ama bugüne kadar ne maddi ne de manevi olarak verdiğim emeğin karşılığını alabilmiş değilim.

her şey bir yana hiç bir üreticinin de benimle iletişime geçip şu makinemizi, objektifimizi, ıvır zıvırımızı denesene diye yolladığını da bilmem ki benim için öylesi çok daha eğlenceli olabilirdi.

nikon, nikkei’ye aynasız bir hibriti yıl sonunda 900-1300$ aralığında duyuracağını bildirmiş

olympus, panasonic, samsung, sony’le birlikte bir şekilde ricoh ve pentax’ın da dahil olduğu aynasız pazarı, bir süredir büyük oyuncular nikon ve canon’u bekliyor. canon’dan beklenebilecek bir atağın nikon’dan geliyor olması, klasik güncelleme takvimini aksatan canon zaten rakip bir modele sahip mi sorusunu akla getiriyor.

canon, uzun bir süredir d700’ün oluşturduğu boşluğu 5d mark ii ile başarılı bir şekilde dolduruyor, muhtemelen bu nedenledir ki yeni bir 5d ya da aynı sınıfta bir takipçi göremiyoruz. 5d mk2’nin yerini alacak gövdenin özellikleri az çok tahmin edilebilirken, nikon’un d700 için ne yapacağı gerçek bir muamma. 

son günlerin gözde firması sony, slt ile iyi bir iş kotarıyor. algılayıcılarını nikon’dan alan sony’nin bu deneyimini nikon ile paylaşmış olması ihtimali bile heyecan verici. bir çok yarı profesyonel gövde kullanıcısının aklı, hibrit özellikleri sunan bu gövdeler konusunda karışmış durumda.

bazı kullanıcılar ise bu iki japon’un leica s2’ye kafa tutması ile ilgili rüyalar görmeye devam ediyor.

sigma kendi teknolojisini yarattığı için takdir ettiğim fakat üst sınıf işler çıkaramadığı için uzak durduğum bir şirket. 

sigma’dan uzak durmakta fayda varmış, adamlara 1-2 güzel laf ettikten sonra nikon’un sigma’ya 2 ayrı patentle alakalı olarak dava açtığını öğrenmek hoş olmadı. ihlale konu olan şey ise slr gövdeler için üretilen objektiflerde kullanılan sarsıntı önleme sistemi.


d3100 & d5100

yaz gelince hangi fotoğraf makinesini alsam diye soranların sayısı da artış gösteriyor. 

benim temel satın alma tavsiyem ise marka gözetmeksizin, bir kazanç elde edilmeyecekse gövdeye mümkün olan en az rakamı vermek, artan her kuruşu da objektife harcamak yönünde. 

nikon’un giriş seviyesindeki yeni gövdeleri d3100 ve d5100, ortalamanın üzerindeki fotoğraf kaliteleri, yeraldıkları sınıflara göre sundukları gelişkin otomatik netlik sistemleri ve düşük maliyetleriyle, fotoğrafa yeni başlayacak olanlarla, dslr gövde alma hevesinde olanlar için biçilmiş kaftanlar.

full hd video kayıt eden bu gövdeler video kamera esnekliği beklemediğiniz sürece her türlü ihtiyacı rahatlıkla karşılayabilirler. yarı profesyonel altı tüm makinelerde olduğu gibi kontrol elemanlarının eksikliği(bu bazen temel işlevler dışında bazen menüler arasında gezinmek demek), düşük ardıl kayıt sayısı(spor veya kuş fotoğrafları çekmiyorsanız sizi etkilemeyecek bir nokta daha), otomatik ayarlarda ortalama performans(raw kaydetmek zorunda bırakan bu eksiklikler aslında bir artı bile kabul edilebilir) belli başlı zayıf noktalar.  

beyninizi yıkayan satıcılar ve kimsenin birşey bilmediği forumları bir kenara bırakıp, kullanırken rahat edebileceğiniz ve bütçenizi sarsmayan bir tanesini satın alıp hemen fotoğraf çekmeye başlayabilirsiniz. 

sigma, tamron, tokina; bu üç, 3. parti üretici fotoğraf piyasasının en bilinen ve ulaşılabilir objektiflerine imza atıp, canon, nikon, olympus, pentax, sony ve samsung gibi kendi objektif ailesine sahip üreticilere kafa tutuyor.

nikon’un fotoğraf işine 3. parti üretici olarak başladığı günümüzde ise sadece kendine ürettiği malumunuz, sigma’nın ise hem kendine hem de diğer üreticilere üretmek gibi bir politikası mevcut. 

bower, lensbaby, phoenix, sunex ve vivitar gibi üreticiler ise kısıtlı üretimleri , ortalama performansları ve her ihtiyaca cevap vermemeleriyle kendilerine özel bir müşteri kitlesine sahipler.

voigtlander ve zeiss ise sektörün manuel netliğe sahip sihirli çözümleri, her iki marka da cosina’nın ellerinden çıkıyor. 

cosina pazarda voigtlander markasını kullanırken, zeiss made in germany yazmanın maddi yükünü made in japan yazan cosina üretimleriyle sırtından atıyor. aynı elden çıkan bu iki markanın ürünleri alışılmış ve alışılmışın dışında sabit odak  aralıklarına, yüksek optik ve gövde kalitesine sahipler.

bu kadar laf salatasının nedeni ise şu; benim gibi yüksek optik kalite hastası/fetişisti/manyağı/mağduru iseniz ve haber/spor/hızlı konular vb. otomatik netlik gerektiren şeyler ilginizi çekmiyorsa, sabit odak aralığının nimetlerinin farkına vardıysanız, ortalama ve üstü objektiflere ayıracak bir bütçeniz varsa, güncel üretim teknolojisine sahip ve hiç kullanılmamış objektifler arıyorsanız mevcut seçeneklerin neler olduğun bir göz atmak. 

canon ts-e sınıfı objektiflerinde otomatik netlik sistemine yervermiyor. yüksek optik kalite sunan bu objektiflerin maliyetleri ise her kullanıcının erişebileceği kadar düşük değil. mimari ve manzara fotoğrafı için muhteşem olan bu objektifleri portre ve kurmaca fotoğraf gibi farklı alanlarda kullanmak da olası. aldığınıza pişman olmayacağınız bu objektiflerin amaçları gereği kullanımları biraz daha hesap kitap ve özen gerektirebilir. yüksek gövde ağırlıkları ve amaçları için kullanılmak istenildiğinde 3 ayak gerektirmeleri de dikkate alınması gereken konular. 

nikon pc-e, canon ts-e ile aynı yüksek kalite ve kullanım zorluklarını taşıyor. fiyat olarak benzer aralıktaki çözümüne canon’un 1,5 mislini istemesi ise can sıkıcı.

nikon, canon’dan farklı olarak sabit aralıklı ais objektif ailesiyle otomatik netlik sistemi barındırmayan yüksek optik kaliteli ürünler üretmeye de devam ediyor. fiyat/performans oranı yüksek bu objektifleri gözü kapalı tercih etmek mümkün. yeni nesil otomatik netlik sistemine sahip modellere uygun fiyatlı bir alternatif teşkil eden bu objektifler, nikon kullanıcılarına canon’dan farklı olarak tilt-shift yani perspektif kontrollü objektiflerin dışında da bir alternatif teşkil ediyorlar.

pentax, geçmişten gelen objektif geleneğini koruyor ve kullanıcılarına pancake denilen kompakt tasarımlı manuel objektifler üretmeye devam ediyor. yüksek kaliteye, alışılmışın dışında odak aralıklarına sahip bu objektifler nispeten uygun fiyatlılar. tasarımları müthiş bu objektifler için bile insan pentax sahibi olmak istiyor.

muhtemelen cosina’nın zeiss ile aynı fabrikada ürettiği voigtlander ise slr/dslr gövdeler için sadece 4 aralıkta objektif sunuyor. 20mm, 40mm, 58mm ve 90mm makro objektifleri, nikon, pentax ve canon için bulmak mümkün, bazı modellerin pentax üretimi ise devam etmiyor. yüksek optik kalitenin yanında, ele alındığında tatmin eden bir güven sunan gövde kalitesine sahip olduğu söylenen voigtlander objektif ailesinin test verileri vasat ve üstü olarak ölçülse de, kullanıcı yorumları ve gündelik kullanım sonucu elde edilen fotoğrafları endişeleri boşa çıkarıyor. gözü kapalı alınabilecek bu objektiflerin tek kusur ise nispeten uygun fiyatlı olmalarına karşın temin etmenin zor olması. 

voigtlander gibi yüksek ihtimalle cosina tesislerinde üretilen zeiss objektifler 18mm, 21mm, 25mm, 28mm, 35mm, 50mm, 85mm ve 100mm olarak farklı diyafram değerleriyle satılıyorlar. metal gövdeye sahip zeiss’ların güneş siperleri içinde malzeme olarak metal tercih edilmiş. metal gövde sağlamlık dışında bir parça ağırlığa da etki ediyor. zeiss kullanıcılarının tereyağından kıl çekmek kadar kolay olarak tanımladığı netlik kontrolü, dairesel diyafram tasarımı sayesinde elde edilen kusursuz bokeh ve yüksek optik kalite ise objektiflerin diğer özellikleri. sadece kullanıcılar ve zeiss tarafından söylenenler değil testlerden elde edilen sonuçlar da aynı şeylere işaret ediyorlar. fiyatlarının voigtlander’lardan daha pahalı olması ise şaşırtıcı değil. 

zeiss ürünleri ile yaptığınız küçük bir arama sonucu ulaşacağınız testlerin birçoğunda objektiflerin performanslarının çok da üst seviyelerde olmadığı gerçeğine ulaşabilirsiniz. bunun en büyük nedenlerinden birisi de eldeki mevcut objektifin başka bir gövde üzerinde adaptörle test edilmesi. (nikon için üretilen zf objektiflerin canon gövdelerde test edilmesi gibi.) stüdyo ortamında yapılan ve vasatın üstünde sonuçlar veren bu testlerin ne kadar güvenilir olduğu bence tartışılır, kullanıcıların gündelik kullanımdaki fotoğrafları fikir vermesi açısından bana çok daha güvenilir geliyor. sonuç olarak hdslr ile video peşinde koşanlar için vazgeçilmez olarak tanımlanan zeiss’ların benim gördüğüm kadarıyla fotoğraf içinde kullanılması ve yüksek performans elde edilmesi işten değil.

canon ve pentax sahipleri mutlaka zeiss’a göz atmalılar, nikon sahiplerinin ise önceliği ais objektiflere  vermeleri cüzdanları açısından çok daha mantıklı görünüyor.

iyi hoş ama kullanmadığın objektifler hakkında nasıl bu kadar ahkam kesiyorsun sorusuna vereceğim cevabı objektif, gövde, flaş vb. aklınıza ne geliyorsa almak istediğiniz her ürün için siz de uygulayabilirsiniz.

üreticinin ürününe verdiği adla yaptığınız aramaların sonucunda ulaştığınız testlere bakabilirsiniz, güvenilir olup olmadığını anlamanın kesin bir yolu yok ama belli başlı test programları ve koşullarını sağlamış olması, birkaç siteyle testlerin sonucunda benzer bulgulara varmış olması yeterli. körü körüne doğru kabul etmediğiniz takdirde birçok teknik bilgiye ve ürüne sahip olmadan erişemeyeceğiniz çeşitli testlerin sonuçlarına ulalabilirsiniz. genel olarak tüm bu testlerin sonuç kısımlarında aşağı yukarı aynı kelimelere rastlayacaksınız. bu da sizin amacınıza uygun olup olmadığını, kusurların ne kadar affedilebilir olduğunu  anlamanıza yardımcı olacaktır.

malunuz kusursuz ürün diye birşey yok. 

aramaların sonucunda bloglara denk gelirseniz blog sahibinin yorumlarını okumadan geçmeyin, sonuçta o da ürüne para vermiş bir kullanıcı. daha önce elinde bulundurduğu ekipmanlarla yaptığı karşılaştırmalara rastlayabilirsiniz, hatta direkt iletişime geçerek merak ettiklerinizi birinci ağızdan öğrenebilirsiniz.

aynı şekilde alışveriş sitelerindeki yorumlarda önemli, tabii türkiye’deki gibi olanlardan bahsetmiyorum. ürünü satın alana şirketin verdiği yorum yapma yetkisini kullananlardan söz ediyorum. 

flickr ve benzeri fotoğraf paylaşım siteleri de yol gösterici olabilir, doğru etiketlenmiş fotoğraflar ilginizi çeken ürünün gündelik sonuçlarını size sunacaktır. her ne kadar işlenmiş olursa olsun, bir fotoğraf belirli bir kalitenin üzerinde değilse kaliteli ve doğal bir sonuç elde etmek olanaksızdır. yani adamlar raw çekiyorlar türlü müdahale var fotoğrafta, ben neresinden neyi anlayacağım bunun demek çok doğru bir tutum değil.

optikte kalite, tüm yükü ekipmandan alıp hatayı fotoğrafı çekenin omuzlarına kolaylıkla yükleyebilir aynı zamanda fotoğrafı çekenin herşeyden sıyrılıp bütün olumsuzlukları objektife bağlamasını da sağlayabilir.

unutulmaması gereken şey ise her zaman söylediğim gibi sizin üreticilere değil, üreticilerin size hizmet ettiğini unutmamak gerektiği. 

slt

önce nex şimdi de slt ile sony beni bu sene şaşırtmaya devam ediyor. 

%70 geçirgenliğe sahip sabit aynalı tasarım nedeniyle single lens translucent adı verilen sistem fotoğraf pazarında bir ilk değil, lakin sayısal gövdeler için bu sistemi kullanan ilk sony oldu.

canon ve nikon’un pelikül adı verilen saydam aynalı konvansiyonel gövde tasarımlarından farklı olarak optik bakaç kullanılmayan slt gövdeler, gelen ışığın %30’luk algılayıcıya ulaşmayan kısmını doğrudan netlik sistemine aktararak sürekli otomatik netlik ile kullanıcısına hız kazandırıyor. gövdeyi daha da küçültmeye olanak tanıyan sayısal bakaç açıkçası benim hala ısınamadığım ve optik bakaçın yerini alabilecek kadar gelişmediğini düşündüğüm bir teknoloji. senelerce en küçük dslr ünvanını elinde tutan olympus, optik bakaç kullanarak bunu başarıyordu, muhtemelen sony bunu yapmayarak müthiş bir yer ve ağırlık tasarrufu sağlamamıştır, ayrıca artan elektrik tüketimini de unutmamak lazım.

sabit ayna tasarımının getirileri yüksek ardıl kayıt kapasitesi ve daha kompakt gövde tasarımı olarak ortaya çıkıyor, micro four thirds ve samsung’un hibrit makinelerinden farklı olarak 35mm için üretilmiş objektifleri direkt olarak kullanabilmesi ise yeni objektif sistemlerine yatırım yapmak ya da çevirici kullanmak gibi dertlerden kurtarıyor.

sony’nin bu makineyle gerçekleştirdiği en önemli şeyin, canon ve nikon’un hibrit üretmesi durumunda ne beklememiz gerektiğini göstermesi olduğunu düşünüyorum. 

sayısal bakaçla hiç bir zaman alışveriş listeme giremeyecek ama 35mm objektifleri kullanması ile gözüme girdiğini söylemeliyim. 

fotoğrafa dair makine ve ekipmanlarının alımında karar vermek

6-7 senedir yanıtladığım ve artık gelen soruları tek tek yanıtlamak yerine, kişilerin kendi kararlarını vermesini sağlayacak bir rehber yazma fikrimi  a. murat eren ve utku kaynar, benden daha hızlı davranarak zaten gerçekleştirmişler {2006 yılında 1-2 yazı yazmış, devamını getirememişim}. muhtemelen başkalarının elinden çıkmış, benzer onlarca yazı olsa da eren ve kaynar’ın yazıları benim için oldukça tatmin edici.

bahsedilmiş mevzuları yinelemek, hem yazan hem okuyan için oldukça sıkıcı bir durum, bu sebeple her yazdığım yazı gibi kendim için yazacağım aşağıdaki yazıyı da okuyup/okumama kararı, yukarıdaki yazıları okuduysanız tamamen size kalmış.

okuyacağınız birçok şeyden önce söylemeliyim ki, yazının sonunda şu iyidir bu kötüdür gibi net cevaplar yerine, niyetim ekipman alırken izlenmesi gereken yol hakkında fikir sahibi olmanız.

öncelikli amacın fotoğraf ekipmanı almak değil fotoğraf çekmek olduğunu, zaten maddi sınırlarınızı zorlarken, biraz daha harcayarak daha iyisini alabileceğiniz yönünde tavsiyeler duymaya başladığınızda sık sık kendinize hatırlatın. inanın buna hiç bir zaman pişman olmazsınız. birileri kendi kullandığı markayı övüp diğerini yeriyorsa, bu tarz mecralardan koşarak kaçmakta da büyük fayda görüyorum.

ister sayısal isterse konvansiyonel yani film kullanıyor olsun, fotoğraf makinelerinin temelde çalışma prensipleri aynıdır. fotoğraf makinesi/ekipmanı üreticileri, pazardan sahip olmak istedikleri paya göre, temel olarak giriş, yarı profesyonel ve profesyonel sınıflarda makine/ekipman üretirler. bazı makineler  benzer hatta aynı donanımı kullansalar da, bazı donanımsal ve yazılımsal kısıtlarla sınıflar arasında kesin sınırlar oluşturup, biz tüketicileri tüketmekte bir sakınca görmezler.

bugün üreticilerin gerek kompakt gerekse slr/dslr pazarında yeralan rakip ürünleri, eksi ve artılarıyla neredeyse benzer sonuçlar almanızı sağlar.

yaygın davranışın aksine, stüdyo ortamında yapılmış testlere kafayı takıp, aynı sınıfta benzer özelliklerde istemediğiniz bir markayı tercih etmek yerine, elinize aldığınızda kullanımından keyif aldığınız, ergonomik olarak rahat edebildiğiniz ve bütçenizi zorlamayan bir makineyi tercih etmek, ticari fotoğraflar çekmiyorsanız bence doğru olanı.

bazı kişiler testlerin gerekli olduğunu ve satın alma kararlarının bu yönde verilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olacaktır, bu düşünce sizin testlere bakarak bir hurdayı almamanız konusunda gerçekten çok yardımcı olacaktır, lakin firmaların güncelleme hızını giriş seviyesi makinelerde 1 seneye çektiği düşünüldüğünde, yaşanan rekabet nedeniyle pazarda hurda bir makine bulmanız olduça güç. stüdyo ortamında elde edilen başarının sokakta elde edilip edilmediğini ise flickr‘da makineyi/ekipmanı tam adıyla aratarak görebilirsiniz.

marka fanatizminden uzak durmak ise paranızın üretici yerine sizin cebinizde kalmasını sağlayacaktır.  markanın fotoğrafçılık geçmişinin olup, olmaması ise benim tek marka kıstasım. bir beyaz eşya üreticisinin ya da pazardan nasiplenmek isteyen fason üreticilerin ürünleri sizi büyük bir hayal kırıklığına sürükleyebilir, yine de bu üreticilerin makineleriyle bile isteklerinizi yerine getirebilirsiniz.

fotoğraf hakkında bilginiz sınırlı ve o sınırlı bilgiyi de artırmak istemiyorsanız ya da bilginizi artırırken çok para harcamak istemiyorsanız kompakt makineler, anahtar teslim çözümler sunarlar. boyutları itibariyle slr/dslr makinelere göre bazı teknik kısıtlara sahip olsalar da birçok işin altından başarıyla kalkabilirler. kompakt makine satın almak geçici bir hevese sahip olup/olmadığınızı ucuz yoldan keşfetmenin en sağlıklı yoludur. 

bütçenizi aşmadan her sınıfta kendinize uygun bir kompakt makine bulabilirsiniz, burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey ise kompakt sınıftaki makinelerin objektifi değişebilenlere göre, her sınıfta enstantane, diyafram ve algılayıcı hassasiyet ayarı gibi fotoğrafa hükmetmizi sağlayan, temel özellikleri sunmamalarıdır. eş dost arasında hatıra fotoğrafları çekiyorsanız ya da fotoğraf çekmek için ayarlarla uğraşmak işinize gelmiyorsa bu detayı kolayca atlayabilirsiniz. biraz önce bahsettiğim bas-çek sınıfı size cazip gelmiyorsa temel özellikleri kontrol imkanı tanıyan bütçenize uygun fiyatlı herhangi makineyi alarak fotoğraf çekmeye başlayabilirsiniz. ihtiyaçlarınıza göre yine zamanla kompakt bir üst sınıf seçebilir ya da slr/dslr alarak kompakt sınıfta paranızı harcamamış olursunuz.

büyük firmalar için asıl rekabetin yaşandığı ve bu sınıfa ilk defa adım atanlar için kompakt sınıfla mukayese edildiğinde maliyetlerin birden bire çok fazla arttığı slr/dslr pazarı, kompakt makinelerin aksine uzun vadeli bir seçimler listesini de beraberinde getirir.

dslr gövdeler için çizilmiş fiyat sınırları çok katı olmakla birlikte, büyük fiyat kırılmaları görmek en azından yarı profesyonel ve profesyonel sınıf için oldukça düşük bir ihtimal, 2009 senesi içinde ise giriş seviyesi dışındaki gövde güncellemelerinde ciddi fiyat artışı yapıldığını da eklemenin tam yeri.

slr/dslr makineler yapı itibariyle kompaktlardan farklı olarak ayrılabilir bir objektife sahiptirler ve kullanıcılarına ihtiyaçları doğrultusunda çok fazla objektif seçeneği sunarlar.

slr yani film kullanan gövde pazarının oldukça daraldığını, büyük üreticilerin güncel makine parklarında konvansiyonel makine çeşitliliğini 1-2 modeli geçmediğini söyleyebilirim, bu makinelerin de çoğunlukla profesyonel sınıfta olması bir tesadüf değil. film ve film banyosunun maliyetleri daralan sektör ve üreticilerin yavaş yavaş bu sektörü terk etmesi, eski çeşitliliğin ve ürün parkının bulunmaması nedeniyle artık pahalı bir uğraş sayılabilir. tabii hala iyi bir gövdeyi ikinci el alıp, evde siyah beyaz fotoğraf basmanız olasılıklar dahilinde.

dslr gövdelere gelirsek, ilk var oldukları yıllara göre büyük bir değişim geçirdiklerini söylemek mümkün. giriş seviyesi dslr sınıfı, pazarda en fazla çeşit ve rekabete sahne oluyor. geçmişe göre bu sınıfta güncelleme süresi 1 seneye düşmüş durumda, yani aldığınız giriş seviyesi bir gövde 1 sene sonra eski olarak anılmaya başlar. bunun en güzel tarafı ise gövdenin yenisi çıktığında artık eski sayılanı üreticilerin stok tüketmek istemeleri ya da parası olan kullanıcıların yenisini almak için gövdelerini satması nedeniyle bir parça daha makul fiyata alabilmektir. modern bir dslr gövdenin kullanım ömrü dikkate alındığında 1 senelik zaman farkının aslında çok da uzun olmadığı diğer bir gerçek.

giriş seviyesi dslr sınıfı da kendi içinde farklı özellikte gövdeler barındırmakta, giriş seviyesi içinde altta yeralan bir gövdeyle üstünde yeralan bir gövde arasında teknik uçurum bulunmasa da alt sınıftakinin daha çok bas çek kullanıcılara yönelik olduğunu söyleyebiliriz. bu giriş alt olarak tanımlayabileceğimiz makineler, bir tek objektifle mutlu mesut geçinebilecek, ayarlara artık kendisi hükmetmek isteyen kullanıcıları yeterince mutlu edecektir.

giriş orta ve giriş üst sınıf ise, makineden daha çok performans bekleyen kullanıcıları fazlasıyla tatmin edecektir.

eskiden tek makineyle temsil edilen sınıflar artık birçok ihtiyaca cevap veren farklı çözümler sunmakta, çeşit çokluğu tüketicilerde sürekli bir üst sınıfa geçme isteği doğursa da, gövde parasını fotoğraftan çıkartamıyorsanız ya da fiyatlar bütçenizi zorluyorsa böyle bir güncelleme fotoğrafınıza bir katkı sağlamayacaktır.

yarı profesyonel sınıf ise giriş seviyesinden farklı olarak profesyonel sınıfta yeralan gövdelerin özellik olarak kırpılmış modellerini barındırır. bu sınıfta güncelleme giriş seviyesindeki gibi olmaz, yarı profesyonel giriş seviyesi bir gövdeden yarı profesyonel üst seviye bir gövdeye geçmek doğru bir yatırım olmayabilir.

sebebini kısaca şöyle açıklayabiliriz, genelde profesyonel sınıfta giriş ve üst sınıf olmak üzere iki gövde bulunur. temel farkları üst sınıf gövdenin daha çok piksel kayıt etmesi ve daha düşük ardıl kayıt hızına sahipken, alt sınıf gövdenin ise biraz daha az piksel kayıt etmesi ve daha yüksek ardıl kayıt hızı sunmasıdır.  yarı profesyonel alt sınıf gövde profesyonel sınıf alt sınıf gövdenin kırpılmış hali iken, yarı profesyonel üst sınıf gövde de profesyonel sınıf üst sınıf gövdenin kırpılmış halidir. bunu her gövde üreticisi için inceleyip görebilirsiniz, bazı üreticilerin yarı profesyonel ve profesyonel sınıfta sadece birer gövde bulundurduğunu unutmamak gerekir.

dslr sınıfına geçiş yaptığınızda gövdeden çok objektifin önem taşıdığını rahatlıkla görebilirsiniz. iyi baktığınız, kaliteli bir objektifi ömrünüz boyunca kullanabilirsiniz, gerçi bu konuda ileride başka gelişmeler olabilir lakin günümüz teknolojisiyle bu hala geçerli bir kural.

objektifler de kendi aralarında gövdeler gibi sınıflara ayrılırlar ama çeşitlilik sınıfların içersinde bulundukları yere göre değil özelliklerine göre gerçekleşir.

giriş seviyesi objektifler, ilk defa dslr gövde sahibi olan kullanıcılar için oldukça makul fiyatlarıyla cezbedicidirler. optik ve mekanik olarak zayıf oldukları ise tecrübe kazandıkça ortaya çıkar, bence bu sınıf objektiflerin en önemli işlevi amatörlere neye ihtiyaçları olduğunu öğretmesidir, ilk başta pahalı bir objektifi almak yerine 18-200mm, 28-200mm, 70-300mm gibi aralıklara sahip nispeten ucuz örneklerle fotoğrafa başlamak kullanıcının en çok kullandığı aralığı bulmasında yardımcı olacaktır.

yarı profesyonel sınıfta yeralan objektifler ise kısıtlı bütçeye sahip kullanıcıları bir ömür boyu mutlu edecektir, profesyonel sınıf objektiflerin sunduğu kaliteyi bir çok kullanıcının fark etmesi bile oldukça güçtür.

profesyonel sınıf objektifler, fotoğrafı kendileri çekmezler. bu yüksek çözme gücüne sahip optikleri kullanmak için yarı profesyonel veya profesyonel sınıf bir gövde almak gibi küçük bir zorunluluk söz konusudur ve fiyatları ortalama olarak giriş seviyesinden 3-4 makinenin toplam fiyatına denktir. kendi parasını kendi çıkartmayacaksa ya da bu sınıftan bir objektif alacak kadar paranız yoksa üzülmenin hiç bir nedeni yoktur. bu sınıftan bir objektif alıp çektiğiniz fotoğraflardan hoşnut kalmıyorsanız, optik kusur aramak için de bir nedeniniz olmadığından sorunu kendinizde aramaya başlamanız oldukça acı verici olacaktır. teknik olarak çok iyi seviyedeyseniz ve optik hataya tahammül edemiyorsanız doğru bir karar vererek profesyonel sınıftan bir objektif alabilirsiniz.

objektiflere dair söylenebilecek bir çok şey olmasına karşın, bir ojektifi nelerin pahalı kıldığına bir göz atalım. her sınıftaki objektife değer katan şeyler, optik kusurlarının önemsenmeyecek kadar az olması, kullandığı netlik sistemi, optik kaplaması, gövde kalitesi, ortam şartlarında sunduğu yalıtım, düşük ışık koşullarında yüksek perde hızlarına olanak tanıyan diyafram açıklığı sunması ve değişir odak aralıklı objektiflerin bunu her aralıkta sağlaması sayılabilir.

objektifler optik elemanlardan oluştuklarından sabit aralıklı objektifler{10mm, 20mm, 24mm, 35mm, 50mm, 85mm, 100mm, 105mm, 135mm, 180mm, 200mm, 300mm, 400mm vb.} değişken odak aralıklı objektiflere{18-50mm, 24-70mm, 28-85mm, 70-200mm, 70-300mm, 50-200mm, 150-500mm, 200-400mm vb.} göre daha hızlı, daha hafif ve daha keskin görüntü sunarlar. fakat sabit odak aralıklı objektiflerde fotoğrafı çekilecek konuya fotoğrafçının da yaklaşıp uzaklaşması gerektiğinden ve değişken uzaklıkta konuların fotoğraflanması sırasında sürekli objektif değiştirmenin getireceği zorluktan dolayı, değişken odak aralıklı objektifler avantaj sağlayabilirler.

değişken odak aralıklı objektiflerde dikkat edilmesi gerek konuların başında odak uzunluğu arttıkça optik kalitenin olumsuz etkileneceği ve her aralıkta aynı diyafram açıklığının sunulmasının güçlüğüdür. bu olumsuz yanları bertaraf eden değişken odak aralıklı objektifler ise benzer odak aralığındaki objektiflere göre oldukça pahalı fiyatlara sahiptir.

değişken odak aralıklı objektif alırken mümkün olduğunca kısa aralıklar seçmek {18-200mm yerine 24-70mm ve 70-200mm almak gibi} doğru ve pahalı bir tercih olacaktır.

gövdelerin yenilenme hızı ve fiyatları göz önüne alındığında, objektiflere daha fazla yatırım yapmak doğru bir satın alma stratejisidir. makine almadan önce ihtiyaç duyacağınız yarı profesyonel sınıf objektiflerden bir liste oluşturmak ve bunu her marka için karşılaştırmak satın alım kararınızda etkili olabilir. yatırım yaptıktan sonra elinizdeki ekipmanı tümden çıkarıp başka bir markaya geçmek külfetli olacaktır ya da zararınızı azaltmak için uzun bir süreye ihtiyaç duyabilirsiniz. bu sebeple bütçenize uygun giriş seviyesi bir gövde ve 18-200mm, 28-200mm gibi uzun odak aralıklı bir objektif almak daha sonra hangi aralığı daha çok kullandığınıza karar vererek yarı profesyonel objektiflerle yola devam etmek, objektif parkınızı tamamladıktan sonra gövdede sınıf yükseltmek fotoğrafa ayırdığınız bütçeyi en doğru harcama yoludur.

olaya profesyonel fotoğrafçılar açısından bakarsak, firmaların gövdelerinde yaptıkları değişimler, zaten en azından yarı profesyonel objektif parkına sahip olmanız gerekliliği düşünüldüğünde satın alma kararınızı daha çok belirleyecektir.

işin özü optik, gövdeden önce gelir ama fotoğraf çekmek için gövde ve objektifler hiç bir zaman yeterli değildir.

sayısal orta format ve büyük format makine kullanıcılarının ise tavsiyeye veya incelemeye ihtiyaç duyacaklarını sanmıyorum, yüksek maliyetleriyle baş edebilmek için ciddi bir çalışma temposuna sahip olmak en büyük koşul olsa gerek.

*çok uzun ve karışık oldu zamanla kısalabilir veya değişebilir.

550d

canon geçtiğimiz hafta bafta için yayımladığı afişte bekleyin demişti, daha önce de 2 adet makinenin fabrika adları internete sızmıştı, bunlardan ilki resmi olarak duyuruldu.

550d giriş seviyesi sınıfta üst model. gelişkin video ayar seçenekleri ve video için tam kontrol olanağı dikkat çekici. ekran, ışık ölçümü, gövde tasarımı, stereo ses vs. sağda solda çokça okuyabileceğiniz diğer bazı özellikleri. bu haliyle makine video meraklıları için neredeyse biçilmiş kaftan gibi görünüyor. küçülen gövde tasarımının ısınma kaynaklı kapanmalara neden olup olmayacağı ise başka bir konu.

canon’un bir diğer hamlesi ise {muhtemelen} 500$ daha pahalı olacak olan x0d{muhtemelen 60d}’nin, şubat ayının sonundaki pma ‘10’da tanıtılması bekleniyor.

550d’de kullanılan aps-c boyutlu algılayıcıyla ilgili olarak 7d‘deki ile benzer piksel sayısı ve özelliklere sahip olmasına rağmen aynı olmadıkları açıklananlar arasında. boşlukları alınmış ve piksel mesafesi azaltılmış mikro mercek hilesine 550d’de de yerverilmiş.

giriş seviyesinde 18 milyon piksele dayanılması aslında oldukça ürkütücü. artan piksel sayısının optikte daha fazla çözme gücü gerektirdiği malumunuz, optiklerin merkezde en yüksek çözme gücüne ulaşması kenarlarda ise fiyatla doğru orantılı çözme kaybı yaşaması bir süre daha alt sınıf objektiflerin aps-c algılayıcılarla iş görebileceğini gösteriyor.

işin korkutucu olan bir diğer kısmı ise artık üreticilerin film kullanan makine çeşitliliğinin azalması. sektörün başa güreşen firmalarından canon 1 adet, nikon ise 2 adet güncel konvansiyonel modele sahip. yüksek çözme gücüne sahip objektiflerin daha fazla bilgi işleyebilecek algılayıcılara yani daha fazla piksele ihtiyacı var. bu da mevcut teknolojiyle, filmle olan bağlantının koparılması anlamına yani film boyutuna bağlı objektif tasarımının sonuna yaklaştığımıza işaret ediyor olabilir. diğer taraftan hem canon hem de nikon 35mm tasarımlı profesyonel objektif modelleri duyurmaya, eski modelleri güncellemeye devam ediyorlar. ortada oldukça yaman bir çelişki var, daha fazla piksel için 35mm objektif tasarımından vazgeçmeyen üreticilerin orta formata dadanmasını beklemeye başlayabiliriz.